Tolga AKAGÜN

Şef Mitsuharu “Micha” Tsumura’nın hikâyesi, Peru ile Japonya arasında kurulmuş bir köprü gibidir.
Bir restoran düşünün ki, sadece yemek sunmasın; bir kültürü, bir felsefeyi, bir ülkenin yükselişini tabaklara taşısın. Lima’da yer alan Maido, tam da böyle bir mekân. 2025’te The World’s 50 Best Restaurants listesinde zirveye oturan bu restoran, yalnızca gastronomi dünyasına değil, liderlik ve yönetim felsefesine de dersler veriyor. Çünkü Maido’nun hikâyesi, aslında Kaizen felsefesinin mutfaktaki yansımasıdır.
İki Kültür, Tek Hikâye
Şef Mitsuharu “Micha” Tsumura’nın hikâyesi, Peru ile Japonya arasında kurulmuş bir köprü gibidir. Japon kökenli bir ailede büyüyen, Japonya’da eğitim aldıktan sonra Peru’ya dönen Tsumura, iki kültürün de damak tadını içine sindirmişti. Bu çift kimlik, Maido’nun ruhunu oluşturdu. Japon disiplinini ve tekniğini, Peru’nun zengin malzemeleriyle harmanlayarak Nikkei mutfağını zirveye taşıdı.
Ama bu başarı bir anda gelmedi. Her tabak, her menü, defalarca denenip küçük dokunuşlarla geliştirildi. İşte burada Kaizen devreye giriyor: sürekli iyileştirme, sabırla küçük adımlar atma ve en sonunda büyük bir başarıya ulaşma.
Kaizen’in Tabaklardaki İzleri
Kaizen, Japon iş dünyasında doğmuş olsa da, mutfağa taşındığında da aynı prensiplerle çalışıyor. Maido’da gördüğümüz bazı uygulamalar bunun açık göstergesi:
Sürekli İyileştirme:
Menüdeki deniz kestaneli pilav ya da 48 saat pişirilmiş short rib, yıllar içinde küçük değişikliklerle mükemmelleştirildi.
Standart ve Disiplin:
Japon mutfağının keskin bıçak teknikleri ve titizliği, Peru’nun yerel ürünleriyle birleşerek yeni bir standart oluşturdu.
Ekip Katılımı:
Maido’nun başarısı sadece şefin değil, tüm ekibin eseri. Aşçıdan garsona, herkes fikirlerini sürece dahil ediyor.
Müşteri Geri Bildirimi:
Gelen her yorum, menünün gelişimi için bir fırsat kabul ediliyor. Tıpkı Kaizen’deki PUKÖ döngüsü gibi: planla, uygula, kontrol et, önlem al.
Bir Restorandan Fazlası
Maido, Michelin yıldızı almadı belki. Ama buna ihtiyaç da duymadı. Çünkü asıl ödül, Nikkei mutfağını dünyaya tanıtmak, Peru’yu gastronomi sahnesinde hak ettiği yere taşımaktı. Bu da Kaizen’in özüne çok uygun bir yaklaşım: kısa vadeli parıltılı ödüllerden çok, uzun vadeli sürdürülebilir gelişim.
Bugün Maido, misafirlerine sadece bir yemek değil, bir yolculuk sunuyor. Tadım menüsü, Amazon’dan And Dağları’na, Pasifik kıyılarından Lima’nın sokaklarına uzanan bir deneyim. Her tabak, hem Peru’nun hem Japonya’nın hikâyesini anlatıyor.
Liderlik ve Kaizen Dersi
Bir lider olarak Mitsuharu Tsumura’nın başarısı, iş dünyasına da önemli mesajlar veriyor:
Kendi kimliğini korumak: Tsumura, iki kültürünü birleştirerek kendine özgü bir yol çizdi.
Küçük adımların gücü: Başarı, tek bir sıçramadan değil, her gün yapılan küçük iyileştirmelerden doğdu.
Takımı sürece dahil etmek: Başarıyı yalnızca kendi ismiyle değil, ekibiyle paylaştı.
Bunların hepsi, Kaizen liderliğinin özüdür.
Kaizen’in Sofradaki Zaferi
Maido’nun yükselişi, bize bir kez daha gösteriyor ki ister otomotiv fabrikasında, ister üniversite laboratuvarında, isterse bir restoranda olsun; Kaizen felsefesi evrenseldir. Küçük adımlar, büyük dönüşümlere yol açar.
Bugün Lima’da bir masaya oturup Maido’nun tadım menüsünü deneyimleyen bir misafir, sadece Nikkei mutfağını değil, aynı zamanda Kaizen’in lezzetli bir anlatımını da tatmış oluyor.

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.